TANRILARIN TOHUMU – H.G. WELLS

Kitabın Türü: Bilim Kurgu, Edebiyat, Roman

“İşte buradasın, harika bir şekilde yaratılmışsın ama korku dolusun ve bütün düşündüğün yaratılma nedeninin sadece oturmak ve yemek için olduğudur.”

Herkes merhaba, bu hafta bir bilim kurgu romanı ile devam ediyorum. İthaki Yayınları’nın Bilim Kurgu Klasikleri’ne bayılıyorum. Eminim sizler de bayılıyorsunuzdur. Gelelim kitabımıza.

Kitap üç bölümden oluşuyor. Eleştirel nitelikte bir bilim kurgu romanı. İlk iki bölüm idare eder, üçüncü yani sonuncu bölüm ise tam anlamıyla kitaba damga vurmuş diyebilirim. Ben okumanın her türlüsünü sevdiğimden dolayı çok kötü eleştiri yapamıyorum fakat Wells’in bu kitabı okumakta zorlandığım bir kitap olmadı değil. Merak uyandıran, sürükleyici anlatıma sahip bir üslup yok idi. Beklediğimi bulamadım maalesef ki. Sürekli bir konu bölünmesi, kesintili cümlelerle kurulmuş diyaloglar vs. derken biraz zorlandım açıkçası. Bunun nedeni çeviriden de olabilir belki ama bu bahsettiğim durumlar maalesef ki kitabı okuma şevkimi bir miktar kırdı. Çevirmen eleştirmek falan haddime asla ama asla değil ama sanki çevirmenden kaynaklanan bir sorun söz konusu idi gibi. Yine de bilemem, haddime değil dediğim gibi.

Kitap 100 yıl kadar önce yazılmış ama günümüze ışık tutuyor. İki bilim insanı Redwood ve Bensington keşfettikleri Herakleophorbia diğer bir adıyla Dev Tohumu ile süper insanlar ve canlılar geliştirmeye başlıyorlar. Süperden kastım şu; daha büyük, daha güçlü. Bu keşfedilen tohum kullanılan canlı üzerinde 11-12 kat fazla büyüme gösteriyor ve zamanla bu büyüme insanlığın kontrolünden çıkıyor. Bay Bensington ve Profesör Redwood insanlara yarar sağlayacaklarını düşündükleri bu Dev Tohumu yani Tanrıları’ın Tohumu ile hiç hesaplayamadıkları olaylarla karşı karşıya geliyorlar. Bunların akabinde kontrol edilemez hale gelen bitkiler, hayvanlar kısacası doğadaki canlılar ve bunlara ek olarak insanlar, diğer insanlar tarafından bir tehdit olarak görülmeye başlıyor.

En başta eleştirel nitelikte demiştim, biraz açmak istiyorum. Herakleophorbia’ya anne ve babaları tarafından maruz bırakılan bebeklerin yetişkinliğe kadar olan hikayeleriyle birlikte farklı sınıflardan da bireylerin içinde bulundukları statülere ve bu düzene yine aynı karakterler üzerinden eleştiriler mevcut. Bu sosyal sınıf farklılığının yanı sıra insanların kendinden olmayını nasıl acımasızca kötüleyip, onu nasıl kullanmaya çalıştığını işe yaramadığı zaman ise nasıl ortadan kaldırmaya çalıştığını ve nasıl bir mücadele edildiğini de ele alınmış.

Daha fazla uzatmadan küçük bir alıntı ile yorumumu sonlandırıyorum. “Küçük insanların oluşturduğu aptal kalabalıklar gerçekten de yok olup gitmişti ama değişim ortadan kalkmamıştır. Sadece değişim değişmişti.”

İyi okumalar diliyorum, okur kalın.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s